Please note that Tapas no longer supports Internet Explorer.
We recommend upgrading to the latest Microsoft Edge, Google Chrome, or Firefox.
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
Publish
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
__anonymous__
__anonymous__
0
  • Publish
  • Ink shop
  • Redeem code
  • Settings
  • Log out

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

Bölüm 5

Bölüm 5

Jun 21, 2026

"Harika," diye güldü biri. Sesi iğneli bir şenlik gibiydi. "Sevgili ağabeyim mi daha şanslı böyle bir yetenekliye sahip olduğundan, yoksa kocası bu kadar kolay doyurulabildiği için karısı mı?"

Kafamı çevirdim. Çaprazımda oturuyordu. Gözlerindeki küçümseme içimi oydu.

Ambrose, hiçbir duygusunu yüzüne yansıtmadan çatalını tabağına bıraktı. Bakışları adamınkine kilitlendi. Soğuk, net bir tonla konuştu:

"Kadınım hakkında konuşacak son kişi sen olmalısın. Çünkü bir sonraki cümlende hala yaşıyor olman, yalnızca benim sabrıma bağlı." Sonra çatalını tekrar aldı. "Bu masada hala yerinin olmasını geçtim— başının, omuzlarının ve boynunun üzerinde yer alması bile mucize. Dua et, eşimin böyle bir vahşetle ilk sabahından tanışmasını istemiyorum."

Sofra sessizleşti. O adamın gülümsemesi donmuştu. Diğerleri, çatallarını tabaklarında gereksizce oyalamaya başladı.

Ben çoktan doymuştum. Bu küstah büyük ihtimal İmparatorun ikinci oğluydu yani Ambrose'dan yalnızca 1 hafta küçük olan kardeşi. Anneler herkesin farklı olduğu için hangi kadının ilk doğuran olduğu da önem arz ediyordu. Doğuran... Sinirlerim yüzünden gülesim geldi ama tuttum kendimi. Sadece kahvaltı bıçağımı aldım ve çatalla tutarak bir şeyleri kesmeye çalıştım, yalnızca tabağımdakileri kesmeye devam edersem sanki Ambrose da beni kesecekmişçesine baktı.

Mırıldandım, "Aç değilim." Kendimi açıklamaya mecbur hissettim.

Tabağımda hangisinden daha çok ısırık aldığımı görünce ondan biraz daha koydu önüme.

"Lokmalarımı sayarsan hiç yiyemem." Dedim ısrarla.

"Küçücüksün zaten," derin bir nefes aldı, "bitir."

Bazı hizmetçiler birkaç servis eklemesi yaptı, soğuyacakları sıcakla değiştirdi, çayları tazeledi... İmparator Leontius da çayını karıştırdığı kaşığı bardağın bir kenarında bıraktı, "Her ne kadar mutluluğun mutluluğum da olsa; zar zor kazanılmış, hak edilerek kazanılmış, bu sandalyelere kız kardeşlerin bile zar zor oturdu. Eminim kardeşin Neven kötüyü ima etmedi... Ayrıca düğün seremonisi sizin eşliğinizde çok kısa sürdü. Bir balo daha yapılacaktır. Üst sınıf ve hanedanlığın tüm soylularının orda olması dahilinde..." ve dahasını dinlemedim. Birkaç lokma daha aldım, Ambrose'un önüme koydukları ayrıca çok taze ve lezzetliydi. Daha önce yememiştim ama bunun içi çikolata dolguluydu. Başımı ne zaman tabağımdan kaldırsam gözüm Neven'ın karısına ilişiyordu. Belli ki benden de gençti...

Kahvaltıdan sonra Ambrose'u kayıp ördek yavrusu gibi takip etmeye devam ettim. "O yeşil elbiseli prenses... Lord Neven'ın eşi, kaç yaşında?"

"Nişanlısı." Düzeltti ve ekledi "Henüz 16,"

"Tamam lakin o da sofrada oturuyordu. Gördüm— 4. Prensin eşi hala ayaktaydı. Ve o kadın çok daha yaşlı... Prensle uzunca süredir birlikte olsa gerek." Onun tek adımı benim ikisine eşitti, minik topuklularımda peşinden koşuşurken eteğimin üst katları dalgalanıyordu. Dolanıp düşmemek için tuttum.

"Neven'ın masada yaptığı gibi, benim de sorgulamış olmamı mı bekliyorsun yoksa bir şeyler biliyor muyum diye öğrenmeye çalışıyorsun? Daha az düşün, Deyanira. Senden politikaya, taht işlerine, hanedanlığa karışmanı istemiyorum."

"Evliliğin tek bir nedeni var ve ben onu da yerine getiremiyorum. Yeterince de güzel değilim, hadi diyelim yanında süs bebeği olacağım, o da olamam."

"Ne anlatıyorsun sen?" Durdu, bedenine çarptım ama belimi tutması dışında tüm çabayı gösterdim ayakta kalabilmek için. Gözlerini kısıp yüzüme baktı, şimdi belki de gerçekten güzel olmadığımı fark ederdi. Bilmiyorum .Fakat gözlerimi kaçırdım. Yüzümü çevirmek ve bakmasına izin vermemek istedim ama yeşil gözleri beni yerime çiviledi.

"Neye karışmamı istiyorsun...? Tüm gün hiçbir şey yapmayıp hiçbir şey yapamadığım yatak odasında seni mi bekleyeyim her gece?" Böyle deyince de sanki yapmak istiyor gibi duyulmuş olamazdım dimi?

Eli saçlarıma değdi, omuzlarımdan alıp arkaya attı. Rengi sıradan olsa da az çok yüzümü çerçeveliyordu, gidişiyle daha çıplak hissettim. Kusurlarımı ortaya çıkarmıştı. Soğuk parmak uçları kulağımın arkasından çene hattım boyunca çeneme kaydı. "Bugün çok ortalıkta gezinme."

Attığım adımla tutuşu gevşedi, "Pekala..." küçük bir selam verdikten sonra topuklarımın üzerinde döndüm ve zaman kaybetmeden odamıza gittim.

Tek bir kitaplıktaki kitapları tek tek çıkarıp sırasına dizsem herhalde akşam olurdu... Öyle oldu ki ben artık kitapları açıp okumaya başladım hatta diğer rafları da düzenledim. Ambrose ise gece yarısına rağmen gelmedi. En sonunda birkaç rafı yerde bırakıp odadan çıktım. Kapımdaki hizmetlilerden birine sordum, "Majesteleri nerede acaba?"

"Çalışma odasında çalışıyordur, hanımım. Akşam yemeğini de yemediniz, size yemek getirmelerini söyleyeyim mi?" bu sabah korseyi takmaya çalışan kızdı.

Öyle ya. Unutmuşum kitaplara kurtlanmaktan... "Hayır, teşekkür ederim. Şu bahsettiğin çalışma odası ne tarafta?"

"Sizi götüreyim, hanımım, gece gece başınıza bir şey gelmesin... Yakın tabii, fakat bildiğiniz üzere kale çok büyük. Kuzey tarafında kalıyor, orda da olmayabilir aslında Lordumuz... Ben koşup kontrol edeyim, size haber veririm?"

Başka bir hizmetlinin de koridordan geçmesiyle saçımı düzelttim. "Hayır, lüzümü yok. Ben yolumu bulurum." şamdanlardan birini alıp merdivenlere yöneldim. Doğuda kalan yatak odamıza uzak kalıyordu çalışma odası ama gece yarısı da olsa ulaşılamayacak bir yer değildi. Hiç düşünmeden aramaya başladım.

Kuzey düşündüğümden de soğuktu, oysa ben kıta değiştirmemiştim— sadece yön. Daha fazla dolandıkça artık zaten iki turdur dolandığım koridorun başına döndüğümü fark ettim. Beyaz uzun tül geceliğimle bu kadar etrafta dolanmam aslında bir prensese yakışır bir iş değildi. Adımlarımı yavaşlattım ki gözümden kaçan o odayı bulayım. Henüz şimdi üçüncü turuma başlamıştım ki bir koridor daha fark ettim. Adımımı attığım an elimdeki şamdandaki yalnız mum beni de yalnız bıraktı. Sanki daha öncesinden az da olsa o beni sıcak tutuyormuşçasına bir üşüme geldi. Tüylerimin diken diken olduğunu, ensemin arkasına soğuk bir şey değdiğini, parmak uçlarımın uyuşmaya başladığını hissettim.

Neredeydi bu çalışma odası Tanrı aşkına?

Yolumu aydınlatan tek şey— şeyler büyük camlardı. Zemin kattaki bu camlar ekstra büyük ve korunaklı gözüküyordu. Bir de ay ışığı tüm çabasıyla yolumu aydınlatmaya çalışıyordu. Camlardan birinde yansımamı görünce duraksadım, biraz daha yaklaştım kendimi incelemek için. Kalın da olsa camın taşla buluştuğu alandan içeriye giren soğuğu hissediyordum. Soğuktan solmuş her zamanki yüzüm ancak sıradan olmayan göz rengim?.. Kendime mi bakıyordum gerçekten? Bu moru anımsatan siyahlar..?

Birinin eli camın önündeki boşluğa yerleşince irkildim, bu Neven'dı.

''Ah, burada tek başınıza ne yapıyorsunuz Prenses Deyanira?'' gözleri utanmazca geceliğimi süzdü.

Bilmiyordum ki ben mi utanmalıydım? Aslında utanmıştım da, tabii bu özellikle bakmasını yakışı kılmazdı. ''Bir şey arıyorum...''

''Ne aradığınızı bana söylerseniz birlikte arayabiliriz?'' elleri saçlarıma uzandı, ben geriledim ama uzun saçlarımdan birkaç tutam çoktan parmaklarının arasında kaldı. Tutamları okşarken maviyle karışık yeşil gözleriyle de dokundu.

Nerdeyse önünde dikildiğimiz kapı gıcırdayarak açıldı, bir çift yeşil gözle daha karşılaştım. Yüzünde her zamankinden de soğuk, Kuzeyi andıran, bir ifade... Ambrose Verena, aradığım eşim.

Ambrose'un gözleri, Neven'ın parmaklarının arasında kalan saç tutamlarıma kilitlendi. Gölgedeki bir yırtıcı gibi hareketsizdi, ama içindeki fırtına, ay ışığında parlayan gözlerinden okunuyordu.

"Çek elini," dedi. Sesi öyle derinden, öyle tok çıktı ki, duvardaki taşlar bile duydu sanki. "Ve dua et, bu gece hala prens olarak anılabilmene izin vereyim."

Celestialxi
Nini

Creator

Comments (0)

See all
Add a comment

Recommendation for you

  • Silence | book 2

    Recommendation

    Silence | book 2

    LGBTQ+ 32.8k likes

  • Touch

    Recommendation

    Touch

    BL 15.7k likes

  • Silence | book 1

    Recommendation

    Silence | book 1

    LGBTQ+ 28.2k likes

  • Blood Moon

    Recommendation

    Blood Moon

    BL 47.9k likes

  • Secunda

    Recommendation

    Secunda

    Romance Fantasy 43.7k likes

  • Primalcraft: Scourge of the Wolf

    Recommendation

    Primalcraft: Scourge of the Wolf

    BL 7.3k likes

  • feeling lucky

    Feeling lucky

    Random series you may like

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe
The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

434 views2 subscribers

Kan üzerine kurulmuş bir imparatorlukta, kehanetler savaştan bile daha tehlikelidir. Çünkü bazen dudaklardan dökülen acımasız birkaç söz, bir insanın bütün hayatını mahvedebilir. Ve belki bir gün, onun yalnızca tek bir fısıltısı bile peşinizi bırakmayan bir kâbusa dönüşebilir.

Deyanira Alisya Selene, daha doğduğu anda lanetlenmişti.

Bu dünyada kadınların birden fazla çocuk dünyaya getirmesi imkânsız kabul edilirdi. Çok eşlilik, kadınların yalnızca varis doğurmak ve kocalarına hizmet etmek için var olduğunun sessiz bir kanıtıydı. Fakat Deyanira yalnız doğmamıştı.

Bir ikizi vardı.

Ne var ki insanlar için lanet olan oydu; erkek kardeşi ise ailenin altın çocuğuydu. Kim, uğursuz bir cadı olarak damgalanmış bir kadınla evlenmek isterdi ki?

En azından herkes böyle sanıyordu.

Toplumun korktuğu, kaderin yüz çevirdiği Deyanira'nın yolu; ölümsüz Tanrı'nın iradesiyle, kendisini imparatorluğun acımasız Veliaht Prensi ve Yüce Generali ile yapılan siyasi bir evliliğin içinde buldu. Soğukkanlı dehası, merhamet tanımayan otoritesi ve ardında sürüklediği karanlık gölgelerle krallıkların bile çekindiği bir adam…

Şimdi ise kaderin tahtına oturan yeni Prenses'in önünde tek bir soru vardı:

Kendisine biçilen laneti kabul edip sessizce solup gidecek miydi… Yoksa bir zamanlar kendisinden korkan dünyaya, asıl korkmaları gereken kişinin kim olduğunu mu gösterecekti?

***

Kendi yazdığım novelin İngilizce ve Türkçe çevirisini birlikte paylaşmaktayım.
Subscribe

19 episodes

Bölüm 5

Bölüm 5

26 views 2 likes 0 comments


Style
More
Like
List
Comment

Prev
Next

Full
Exit
2
0
Prev
Next