Please note that Tapas no longer supports Internet Explorer.
We recommend upgrading to the latest Microsoft Edge, Google Chrome, or Firefox.
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
Publish
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
__anonymous__
__anonymous__
0
  • Publish
  • Ink shop
  • Redeem code
  • Settings
  • Log out

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

Bölüm 6

Bölüm 6

Jun 21, 2026

''Ne aradığınızı bana söylerseniz birlikte arayabiliriz?'' elleri saçlarıma uzandı, ben geriledim ama uzun saçlarımdan birkaç tutam çoktan parmaklarının arasında kaldı. Tutamları okşarken maviyle karışık yeşil gözleriyle de dokundu.

Nerdeyse önünde dikildiğimiz kapı gıcırdayarak açıldı, bir çift yeşil gözle daha karşılaştım. Yüzünde her zamankinden de soğuk, Kuzeyi andıran, bir ifade... Ambrose Verena, aradığım eşim.

Ambrose'un gözleri, Neven'ın parmaklarının arasında kalan saç tutamlarıma kilitlendi. Gölgedeki bir yırtıcı gibi hareketsizdi, ama içindeki fırtına, ay ışığında parlayan gözlerinden okunuyordu.

"Çek elini," dedi. Sesi öyle derinden, öyle tok çıktı ki, duvardaki taşlar bile duydu sanki. "Ve dua et, bu gece hala prens olarak anılabilmene izin vereyim."

Neven, bir an geri adım attı. Gülümsemesi silinmemişti, ama gözlerinde kısa bir panik ışıldadı. "Yanlış anlaşıldım. Sadece yardım etmeye çalışıyordum. Deyanira Hanımefendi kaybolmuş gibiydi."

"Eşim kaybolmaz," diye tısladı Ambrose. Yanıma yaklaştı, bir kolunu belime doladı, sahiplenen ama zarar vermeyen o soğuk, kontrollü kudretiyle beni kendine çekti. "O sadece güvenmediği kişilere yol sormaz."

Neven'ın yüzü taş gibi oldu, birkaç saniye sessizlik çöktü. Sonra gülümsedi yine o alaycı tonuyla, başını eğdi. "Kusuruma bakma, ağabey." Ardından yavaş adımlarla uzaklaştı, ayak sesleri bile uğursuzdu. Gidişini izlerken takip ettiğim, fıldır fıldır dolaştığım tüm köşeleri anımsattı.

Kapı hala aralıktı. Ambrose beni içeri çekti, kapıyı arkamızdan kapattı. İçeride sadece birkaç mum yanıyordu, odanın büyük pencerelerinden gece gümüş gibi sızıyordu. Bana döndü.

"Üşüyorsun," dedi. Gözleri saçlarımdan geceliğime, sonra tekrar yüzüme kaydı. "O koridorda ne kadar kaldın böyle?" Sesinde öfke yoktu, sadece kontrolsüz bir endişe vardı. Ellerini uzatıp omuzlarıma yerleştirdi, beni daha yakına çekti. "Bu kadar narinken neden gecenin bir vakti kale boyu dolaşıyorsun?"

Kafamı kaldırıp ona baktım. "Seni arıyordum..."

Cevabım onun ifadesini bir anlığına yumuşattı. Başını eğip alnını benimkine yasladı. Bu tesadüfi yakınlık kalbime dokundu. Sessizce fısıldadı, "Her yerde seni düşünürken, bir de böyle karşımda kaybolmuş bulunca... delirecek gibi oldum." o gerçekten benden mi bahsediyordu?.. Her yerde beni düşünürken derken ne demek istemişti?

Gözlerimi kaçırmak istedim ama izin vermedi. Avuçlarıyla yüzümü tuttu, soğuk elleri tenime değince ürperdim. Yine de uzaklaşmak gelmedi içimden.

"İnsanları ve oyunlarını bırak. Bu sarayda güveneceğin tek kişi benim, Deyanira." dedi. "Ve sen benim karımsın. Seni izlemelerine, yargılamalarına, kullanmalarına izin vermem. Neven... bir daha yaklaşamaz."

"Bana gerçekten... böyle sahip mi çıkacaksın?" dedim kısık sesle, yargı tonumda gizliydi.

Bakışları bile buyurgan bir karardı. "Bu soruyu sorman bile acıtıyor." Ardından bir şey daha ekledi, o buz gibi duruşunun altından bir ateş gibi yükselen bir tonla: "Senin için ölürüm. Ama önce, seni inciten herkesi öldürürüm."

O an kalbim sanki kaburgalarımı çatlatıp dışarı fırlayacaktı. Bunların hepsi... sözdeydi, değil mi? Beni sevmeyen biri neden benim için bunu yapsın? Belki de artık bana zarar gelirse ona da zarar geleceğindendir.

"Kimseyi öldürme... kimse için de ölme zaten," dedim, kelimelerim dudaklarımda dağıldı.

Büyük avuçları yüzümü tuttu. Parmak uçları saçlarımın arasında gezindi, yanaklarımdan geriye doğru okşayarak geçerken gözlerimi istemsizce kapadım. Uzun kaküllerim gözlerimin önüne düştü, ama saklanmak için yeterli değildi. Ya yüzüm yanıyordu, ya da onun elleri hâlâ kış gibi soğuktu.

"Yapma," dedim, dudaklarım büzülmüştü. Ne dediğimi bilmiyordum bile. Belki de sadece beni bu kadar yumuşak yapmasını istemiyordum.

"Neyi?" diye sordu. Gözlerimi açmadım ama dudak kenarındaki belli belirsiz bir tebessümün varlığını hissettim.

Olduğum yerde küçülmek dışında bir tepki veremedim. O da bunu fark etmiş olmalıydı ki, beni usulca serbest bıraktı. Gözlerimi hâlâ açmadım—ta ki omuzlarımda ağır bir kumaşın varlığını hissedene kadar.

Yavaşça göz kapaklarımı araladım. Pelerinini üzerime bırakmıştı. Kumaşı kalındı, ama onun üzerindeyken tehdit gibi duran o koyu ton, şimdi benim üzerimde korunaklı bir sığınağa dönüşmüştü. Omuzlarım biraz düştü; ama Ambrose pelerinin yakasını nazikçe kaldırdı ve boynumun altından tekli düğmesini ilikledi.

Şimdi, etekleri yere sürünen bu kumaş onun ne kadar uzun olduğunu fısıldıyordu.

"Bu gece odaya dönmeyi planlamıyor muydun? Çalışmalarını bölmüş olmalıyım," dedim, ama sesim fısıltıdan öteye geçmedi. Gözlerim yalnızca masasını görebildi. Loş ışıkta o kadar sessiz ve dikkatli çalışıyordu ki... şömine bile yanmıyordu.

"Ve sen... üşümeyecek misin?"

Önce son soruma cevap verdi:
"Buranın soğuğuna alışığım. Üzerinde tek bir parça ve o da incecik. O yüzden sen üşüyorsun. Aslında içerisi o kadar da soğuk değil."

Masasına döndü, birkaç belgeyi dikkatlice üst üste yerleştirdi. Pelerinini bana bırakmasına rağmen tek bir titreme belirtisi göstermiyordu.

"Dün gece uyuyamadığını anlamıştım," dedi. "Sana dinlenmen için vakit vermek istedim. Sabah sen uyanmadan dönmeyi planlıyordum."

"Demek sen de bütün gece uyumadın... O zaman neden birlikte sürünmek yerine yalnızca benim dinlenmem gerekiyormuş?" Hafifçe kıkırdadım. "Teşekkür ederim yine de. Çok düşüncelisin."

Başını çevirdi, omzunun üzerinden bana baktı. Gülüşüm ona ulaşmıştı.

"Çok mu laubali konuştum, Majesteleri?"

"Hayır..." dedi, gözleri beni baştan aşağı süzdü. "Bu kumaş babetle mi tüm kaleyi dolandın?"

Kaşlarımı çattım, ayaklarıma baktım.
"Hizmetçi çalışma odan Kuzey kanadında dedi. Değişmek aklıma gelmedi... Burası sanki Kuzeyin de kuzeyi gibi."

"Tch..." dişlerinin arasından çıkan rahatsız bir tınıydı bu. "Hanımını uyarı yapmadan o şekilde yolladı mı yani?"

"Onun bir suçu yok," dedim hızlıca. "Hatta akşam yemeğinden sonra yemek teklif etti."

"Sen..." derin bir iç çekişle konuştu, sonra masasından birkaç kağıdı çekmecelere yerleştirip bana döndü.
"Akşam yemeğine de mi katılmadın?"

Başımı eğdim.
"Kitap okuyordum... Dalmışım."

"Ve kimse sana haber vermedi mi?"

Şimdi bakışlarındaki öfke benim üzerime değil, etrafımızdakilereydi. Ama yine de o öfkeyi tanımak ürperticiydi.

"D-Dalmışım ya... duymamışımdır."

Kimi savunuyorsam ben? Daha bu sabah içlerinden biri hamile kalamayacağım çocuk hakkında yorum yapmıştı hele saçımı yaparken başımın dibinde...

"Bir şeyler yemelisin o halde. Söyleyeyim odamıza getirsinler." çok üzerinde durmadı.

"Aç değilim."

"İştahın kesilecek kadar stresli misin burada, yoksa hep böyle miydin?"

Başımı eğdim. Ne desem bahaneydi onun gözünde. Cevap veremedim. O da cevap beklemedi.

Adımları sessizce yaklaştı, gölgesi üzerime düşmeden bile varlığını hissettirdi. Eğildi... ama daha bana ulaşamadan bir adım geri çekildim.

"Ambrose— ne yapıyorsunuz?"

"Odamıza taşıyacağım seni. Bu kumaşlarla yürüyemezsin düzgünce."

"T-Tüm yolu yürüdüm zaten, yürürüm doğru düzgün." Kollarımı göğsümde bağlayıp mesafeyi korumaya çalıştım. Ama o sadece gözlerini kıstı. Dudaklarında belirsiz bir anlam vardı; belki sabır, belki de sınırın sınavıydı bu.

Gözlerini bana dikti, hiçbir şey söylemeden. Gözbebekleri sabırla, ama karşı konulmaz bir iradeyle titremeden bekliyordu.

Adımlarını atmak üzere bir adım daha yaklaşınca, bir refleksle geriledim.

"Lütfen..." dedim, sesi neredeyse nefesimle birlikte kayboldu. "Ben... yürüyebilirim. Ciddiyim."

Gözleri kısıldı, kaşlarının arasında beliriveren çizgi biraz daha derinleşti. Bu bir öfke değildi, hayır. Bu... inat değildi. Bu, başka bir şeydi. Sanki benim acizliğimden değil, ilgisizliğimden endişeleniyordu.

"Elin ayağın uyuşmuş olabilir. Az önce titriyordun."

Kollarını uzattı. Sertçe değil. Aksine... sanki birden dokunsa ben paramparça olacakmışım gibi nazikçe.

"İzin ver."

Yüzüm yandı. Yani... resmen alev aldı. Parmak uçlarım bile ısındı utanmaktan. Omuzlarımı biraz daha pelerinin içine gömdüm.

"Bu doğru değil," diye fısıldadım. "Yani... biz... daha dün tanıştık. Siz benim—"

"Eşinim," diye tamamladı cümlemi, sesi buz gibi sakindi ama içinde ne fısıltı ne çekince vardı. "Ve sen artık benim sorumluluğumsun. Sana bir zarar gelirse bu bedenim boşa var olmuş olur."

Yutkundum. Bunu nasıl ciddiyetle söylüyordu?

"Eğer yürümekte ısrar edersen, düşeceksin," dedi. "Sonra da seni tekrar kucağıma almak zorunda kalacağım. İkinci ihtimali seçmemi kolaylaştırma."

Biraz daha çekildim ama ayaklarım istemsizce sürtündü, ince babet soğuk zeminde bir kayganlık hissi verdi.

Ve o an... hiçbir şey demeden, birdenbire ama yavaşça, beni kollarının arasına aldı.

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Ambrose— hayır! Gerçekten gerek yoktu!" dedim, ellerim göğsüne yapışmış halde.

Cevap vermedi. Sadece yüzünü biraz bana eğdi, nefesi saçlarıma değdiğinde kelimeleri duydum, "Çok hafifsin."

Böyle söylemesi sanki bir uyarı gibiydi. Daha fazla aç kalma.

Kolları güçlüydü. Gerçekten güçlü. Ama o güçle beni sıkan ya da sarsan bir şey yoktu. Sadece... taşıdı. Sanki bütün yüküm ona aitmiş gibi. Boynumda pelerinin yakası, yanaklarımı gizleyecek kadar yukarıdaydı. Kollarımı çekinerek bir çapraz oluşturacak şekilde göğsüme bastırdım. Onun göğsü... sıcaktı. Dışarıdan buz gibi duran bu adamın içi... sıcaktı.

Merdivenlerden inerken adımlarını duymamaya başladım. Ayak sesleri bile asildi.

Sadece taşındım. Sessizce, ama içimde bir fırtına koparak.

Ve her adımında fark ettim.

Bu adam... soğuk değildi.

Tehlikeliydi.

Ama tehlikesini ben hariç herkes için geçerliydi.

Celestialxi
Nini

Creator

Comments (0)

See all
Add a comment

Recommendation for you

  • Silence | book 2

    Recommendation

    Silence | book 2

    LGBTQ+ 32.8k likes

  • Touch

    Recommendation

    Touch

    BL 15.7k likes

  • Silence | book 1

    Recommendation

    Silence | book 1

    LGBTQ+ 28.2k likes

  • Blood Moon

    Recommendation

    Blood Moon

    BL 47.9k likes

  • Secunda

    Recommendation

    Secunda

    Romance Fantasy 43.7k likes

  • Primalcraft: Scourge of the Wolf

    Recommendation

    Primalcraft: Scourge of the Wolf

    BL 7.3k likes

  • feeling lucky

    Feeling lucky

    Random series you may like

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe
The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

436 views2 subscribers

Kan üzerine kurulmuş bir imparatorlukta, kehanetler savaştan bile daha tehlikelidir. Çünkü bazen dudaklardan dökülen acımasız birkaç söz, bir insanın bütün hayatını mahvedebilir. Ve belki bir gün, onun yalnızca tek bir fısıltısı bile peşinizi bırakmayan bir kâbusa dönüşebilir.

Deyanira Alisya Selene, daha doğduğu anda lanetlenmişti.

Bu dünyada kadınların birden fazla çocuk dünyaya getirmesi imkânsız kabul edilirdi. Çok eşlilik, kadınların yalnızca varis doğurmak ve kocalarına hizmet etmek için var olduğunun sessiz bir kanıtıydı. Fakat Deyanira yalnız doğmamıştı.

Bir ikizi vardı.

Ne var ki insanlar için lanet olan oydu; erkek kardeşi ise ailenin altın çocuğuydu. Kim, uğursuz bir cadı olarak damgalanmış bir kadınla evlenmek isterdi ki?

En azından herkes böyle sanıyordu.

Toplumun korktuğu, kaderin yüz çevirdiği Deyanira'nın yolu; ölümsüz Tanrı'nın iradesiyle, kendisini imparatorluğun acımasız Veliaht Prensi ve Yüce Generali ile yapılan siyasi bir evliliğin içinde buldu. Soğukkanlı dehası, merhamet tanımayan otoritesi ve ardında sürüklediği karanlık gölgelerle krallıkların bile çekindiği bir adam…

Şimdi ise kaderin tahtına oturan yeni Prenses'in önünde tek bir soru vardı:

Kendisine biçilen laneti kabul edip sessizce solup gidecek miydi… Yoksa bir zamanlar kendisinden korkan dünyaya, asıl korkmaları gereken kişinin kim olduğunu mu gösterecekti?

***

Kendi yazdığım novelin İngilizce ve Türkçe çevirisini birlikte paylaşmaktayım.
Subscribe

19 episodes

Bölüm 6

Bölüm 6

24 views 2 likes 0 comments


Style
More
Like
List
Comment

Prev
Next

Full
Exit
2
0
Prev
Next