Please note that Tapas no longer supports Internet Explorer.
We recommend upgrading to the latest Microsoft Edge, Google Chrome, or Firefox.
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
Publish
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
__anonymous__
__anonymous__
0
  • Publish
  • Ink shop
  • Redeem code
  • Settings
  • Log out

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

Bölüm 15

Bölüm 15

Jul 18, 2026

''Ne diye?— Ne diye şu lanet kaleden çıktın?!'' kükredi.

Kurttan daha sertti sesi.

Göz bebeklerim titriyordu. Karşımdakinin Ambrose olduğunu biliyordum ama şu an bağırmasına değil başka bir şeye ihtiyacım vardı. Zaten aklımdaki sesler susmuyordu... Atından indi benim de başım yere eğildi. Kaçmayı bile beceremedim. Az kalsın ölüyordum da! Kalbim o kadar hızlı atıyor ve nefes nefeseydim ki dışım kadar içim de buz gibi olmuştu. Dizinin üzerine çöktü ve bir kez daha baktı bana o gözlerle.

Daha da yerin dibine girmiştim. Bakamadım yüzüne başımı çevirdim.

''Ben bile sana sert davranmak zorundayım derken ne kadar haklıymışım.''

''S-Sus...'' gözlerim utanç ve hayal kırıklığı ile doldu.

Çenemi kabaca tutup kaldırdı. Avuçlarım kirli eteklerime daha da sert tutundu.

''Derin bir yaran var mı? Başka bir şey saldırdı mı sana?''

Başımı sallamak istedim ama çok kuvvetli tutuyordu. Konuşmaya ve ona bakmaya zorluyordu güçsüz ruhumu.

''Hayır...''

Çenemi bıraktı. Ardından kollarımdan tutup beni yavaşça ayağa kaldırdı. Dizlerim tutmuyordu ama o tutuyordu. Ardından pelerinini çözdü— o ağır, koyu pelerin... ve beni sardı.

Kir içinde, yaralı, yorgun ve suçlu— kim bilir gözünde ne kadar çirkinimdir şu an?

Beni kaldırdı ata binmem için, ''Bacaklarını aralamana gerek yok.''

Uyarısına uyarak bir prenses gibi oturdum, binici değil. Tenebris bana 'Sana demiştim. Oraya gitmemeliydin.' dercesine bakıyordu. Üstelik huysuzdu, eşini de sürüklemiştim. Ambrose arkama binince o tanıdık duyguyu hissettim fakat bu sefer üşüyordum. Gerçekten. Gömleğine tutundum kollarına sığınmak için.

''Liora...'' mırıldandım.

Ne soracağımı biliyordu cevapladı devamını beklemeden ''O iyi, Saraya geri döndü.''

Derin bir nefes aldım. Eminim daha fazla sesimi duymak istemezdi. Gözlerimi kapatıp sıkıca ona tutunmak dışında başka hiçbir şey yapmadım. Beni bulmasa özgür, bulursa hatalıydım.  Bunu kabullenerek çıktım zaten yola. Peki şimdi bana ne olacaktı? Döndüğümüzde benden boşanır mıydı? İkinci bir eş almaya karar verir miydi? İmparatorluktan vazgeçtiğinde Neven bana... neler yapardı?

***

Tenebris durunca gözlerimi açtım. Bir an olsun uyumamış veya dalmamıştım. Hala ormanın içinde ama daha seyrek ağaçların olduğu bir bölgedeydik.

''Burası Saray değil...''

Küçük ve taştan, sert odundan yapılmış bir kabin ev vardı.

''Ormanın büyülü kısmından çıktık. Saraya dönmek için içinden veya dışarıdan, uzun bir yoldan, gitmemiz gerekecek.''

Omuzları sırılsıklamdı ve bedenini çıplakmışçasına görebiliyordum. Sesli hala böyle sertken... Ellerimi ona uzattım ve beni attan kaldırdı ama yere indirmedi. Tek koluyla tutmaya devam ederken Tenebris'i kabinin yanındaki damın altına çekti. At daha zorlu koşullarda da kalmış olmalı ki bana attığı o huysuz bakışları Ambrose'a atmadı.

Kapının anahtarı var mı ki diye düşünmeme gerek kalmadan Ambrose omzuyla bir kere kapının girişine vurdu ve ağır kapı açıldı. İçerisi, dışarısı kadar soğuktu fakat yağmur yağmıyordu içeriye. Odunlar, şömine, sandık, bir yatak ve kürklü bir halı vardı. Bir tane daha kapı vardı ama kabinin çok büyük olmadığını sayarsak o bir banyo odasıydı. Burası yaşanacak bir yer değildi. Yemek için bir yer yoktu— burası sadece hayatta kalma, kısa bir konaklama, sığınaktı.

Beni kürklü halının üzerine indirdi.

''Ateşi yaktıktan sonra sana su ısıtacağım.'' haber veriyordu, bir cevap beklemiyordu.

Çabucak ısınmak isteyecek kadar açgözlüydüm ama gözlerim ellerinde kaldı. Eldiveni bir kenara attı ve ateşi yakmaya başladı. Eldivenleri ıslak olduğu için çıkarmıştı belki ama böyle de elleri acımıyor muydu?

Yanan kıvılcımlar birlik olup odunların üstünde el ele tutuştular, birbirlerine karıştılar. Yangınları büyüdü ve etraflarındakileri yaktı.

Ben ise bu ateşte ısındım.

''Suyu hazırladım.''

Ne zaman hazırlamıştı? Uyuya kalmamıştım değil mi?

Gözlerimi uzun süre ateşe bakmaktan kırpmayı bile unuttuğumu anlamam uzun sürmedi. Dalmış gitmiştim. Ayağımın üstüne kalkmaya çalışırken bile tüm bedenim can çekişiyordu. Ambrose çok fazla işkence çekmeme izin vermeden müdahale etti. Omuzları hala ıslaktı, soğuktan hala titriyordum ama en azından ateşin önünde oturduktan sonra cildim ısınmıştı. O ise buz gibiydi. 

Banyonun kapısını açtı, beni küvetin önüne kadar da getirdi sadece içeri atıp bırakmadı. Yavaşça yere indirdi. ''Tek başına yapabilecek misin?'' sesi saatler öncesinde duyduğumdan yumuşaktı.

 ''Y-Yapabilirim...''

Ambrose, bir an bile şüphe duymadan gözlerime baktı. Gözlerinde hâlâ o sertlik vardı, ama altında başka bir şey... kontrol etmeye çalıştığı, bastırdığı bir koruma içgüdüsü gibi. Başımı öne eğdim, bu bakışların içime dokunmasını istemiyordum.

Kalkarken beni son kez tuttu, ardından kapıyı sessizce kapatarak dışarı çıktı.

Kabinde yalnız kalınca sessizlik üzerime yığıldı. Sadece içerideki şöminenin çıtırtısının buraya yankısı vardı ve onun ritminde kalbim de bir şeylere tutunmaya çalışıyordu. Ellerim hâlâ bumbuzdu. Üstümdeki pelerin ağırdı, ama Ambrose'un desteğini taşıdığı için çıkarmaya cesaret edemedim resmen.

Küvetin yanına sürünürcesine gittim. Su buhar çıkarıyordu ama yakıcı değildi. Sadece bedenimi değil, içimi de arındıracak gibiydi. Üzerimdeki ıslak kıyafetleri yavaşça çıkardım. Her bir parça, benden bir yük gibi ayrılıyordu. Fakat geriye kalan hâlâ titreyen bir beden ve suçlulukla karışık bir utançtı. Suya girdiğimde, vücudum aniden gevşemedi. İlk dokunuş ürküttü beni; sonra yavaşça, su beni kabullenmeye başladı. Isı iliklerime kadar ilerlerken, gözlerim doldu. Sıcaklıkla birlikte yüzeye çıkan şey yalnızca yorgunluk değildi. Korku, pişmanlık, çaresizlik... hepsi o hararetin içinde çözülüyordu.

Küvetin kenarına başımı yasladım. Saçlarım suya karıştı. Gözlerimi kapatınca onun sesi yankılandı zihnimde.

"Derin bir yaran var mı?"

Hayır... ama derin yaralar illa bedenin içinde olmazdı. Benimkiler gözle görülmüyordu, ama ruhumu oymuştu.

Su gittikçe daha tanıdık, daha yumuşak gelmeye başladı. Parmak uçlarım kırışırken ben de içimde biriken her şeyi döktüm— sessizce. Ağlamadım. Ama içimden çıkan o acı, bir suyun yüzeyine vuran hayal gibi titredi.

Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Su soğumaya başlamıştı. Vücudum artık o kadar dirençsizdi ki yeniden üşümeye başlarsam bir daha toparlanamayacak gibi hissettim. Ayağa kalkmak istedim ama kaslarım inat etti. Dizim titredi. Tuttuğum kenar kaygandı. Küvetten çıkmak basit görünüyordu, ama değildi. Kenarlardan tutunup en azından suyun seviyesi kalçamı bulacak kadar kalktım. Tam düşecek gibi olduğumda kapı aralandı. Sağ elimle hemen göğüs uçlarımı sardım.

Ambrose'un gölgesi içeri süzüldü. Belli ki bekliyordu, merak etmişti içeride bayılıp kalmadığımı görmeye gelmişti, çünkü zamanlaması bir tesadüf değildi. Bana yaklaşmadı ama durduğu yerde gözlerini kaçırmadan izledi.

"Üşümeye başladın," dedi.

Sesinde bir kınama yoktu. Yorgunluk vardı sadece. Ve endişe. Onun ağzından dökülünce sıradan bir cümle bile sarılmak gibiydi.

Belki de sıcaklığa o kadar mecburdum, o kadar korkmuştum ki gerçekten buna ihtiyacım vardı.

Yavaşça yaklaştı. Küvetin kenarına bir havlu bırakmıştı. Bedenime bir saniye olsun hiç bakmadan onu aldı. ''Gel buraya...''

Celestialxi
Nini

Creator

Comments (0)

See all
Add a comment

Recommendation for you

  • Silence | book 2

    Recommendation

    Silence | book 2

    LGBTQ+ 32.8k likes

  • Touch

    Recommendation

    Touch

    BL 15.7k likes

  • Silence | book 1

    Recommendation

    Silence | book 1

    LGBTQ+ 28.2k likes

  • Blood Moon

    Recommendation

    Blood Moon

    BL 47.9k likes

  • Secunda

    Recommendation

    Secunda

    Romance Fantasy 43.7k likes

  • Primalcraft: Scourge of the Wolf

    Recommendation

    Primalcraft: Scourge of the Wolf

    BL 7.3k likes

  • feeling lucky

    Feeling lucky

    Random series you may like

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe
The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

421 views2 subscribers

Kan üzerine kurulmuş bir imparatorlukta, kehanetler savaştan bile daha tehlikelidir. Çünkü bazen dudaklardan dökülen acımasız birkaç söz, bir insanın bütün hayatını mahvedebilir. Ve belki bir gün, onun yalnızca tek bir fısıltısı bile peşinizi bırakmayan bir kâbusa dönüşebilir.

Deyanira Alisya Selene, daha doğduğu anda lanetlenmişti.

Bu dünyada kadınların birden fazla çocuk dünyaya getirmesi imkânsız kabul edilirdi. Çok eşlilik, kadınların yalnızca varis doğurmak ve kocalarına hizmet etmek için var olduğunun sessiz bir kanıtıydı. Fakat Deyanira yalnız doğmamıştı.

Bir ikizi vardı.

Ne var ki insanlar için lanet olan oydu; erkek kardeşi ise ailenin altın çocuğuydu. Kim, uğursuz bir cadı olarak damgalanmış bir kadınla evlenmek isterdi ki?

En azından herkes böyle sanıyordu.

Toplumun korktuğu, kaderin yüz çevirdiği Deyanira'nın yolu; ölümsüz Tanrı'nın iradesiyle, kendisini imparatorluğun acımasız Veliaht Prensi ve Yüce Generali ile yapılan siyasi bir evliliğin içinde buldu. Soğukkanlı dehası, merhamet tanımayan otoritesi ve ardında sürüklediği karanlık gölgelerle krallıkların bile çekindiği bir adam…

Şimdi ise kaderin tahtına oturan yeni Prenses'in önünde tek bir soru vardı:

Kendisine biçilen laneti kabul edip sessizce solup gidecek miydi… Yoksa bir zamanlar kendisinden korkan dünyaya, asıl korkmaları gereken kişinin kim olduğunu mu gösterecekti?

***

Kendi yazdığım novelin İngilizce ve Türkçe çevirisini birlikte paylaşmaktayım.
Subscribe

19 episodes

Bölüm 15

Bölüm 15

11 views 1 like 0 comments


Style
More
Like
List
Comment

Prev
Next

Full
Exit
1
0
Prev
Next