Please note that Tapas no longer supports Internet Explorer.
We recommend upgrading to the latest Microsoft Edge, Google Chrome, or Firefox.
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
Publish
Home
Comics
Novels
Community
Mature
More
Help Discord Forums Newsfeed Contact Merch Shop
__anonymous__
__anonymous__
0
  • Publish
  • Ink shop
  • Redeem code
  • Settings
  • Log out

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

Bölüm 16

Bölüm 16

Jul 23, 2026

Dikkatlice sudan kalktım, bedenim tamamen çıplak ve çiziklerle kaplıydı. Su damlaları kaymaya devam ederken küvetin dışına adım attım. Havluyu sırtımdan açarak bedenime sardı. Parmakları suyun üzerimde bıraktığı sıcaklığa alışık değildi. Dokunduğunda ürperdi. Ama hemen geri çekmedi. Bende onun soğukluğuna ürperdim, dudaklarımdan bir nefes kaçtı.

Başka bir havlu daha vardı. O da banyoya girecek miydi? Suyu ısıtacak mıydı yine? Uzun sürecek, üşümeye devam edecekti...

Beni yeniden kucağına alınca istemsizce yine ona tutundum. Çift kişilik ama saraydakinden daha küçük olan o yatağa götürdü beni, yatırdı ve üzerimi iyice örttüğünden emin oldu. Öyle yumuşak bir şey değildi ama aldığım hasarlar ve yorgunluğum göz önünde bulunduğunda Sarayla yarışırdı. Şömine hala yanıyordu. İçerisi sıcaktı ama şu an bana somut bir sıcaklık yetmiyordu.

Ambrose kendisi için de su hazırladı ama eminim çok da sıcak değildi çünkü bu şartlarda bu kadar çabuk ısıtmış olamazdı suyu.

***

''Titriyorsun...'' bir ses duydum kadife kadar yumuşak ama derin.

Uykumla uyanıklık arasında bir yerde uykuya daha yakındım. Gözlerimi sıkıp dizlerimi bedenime çekmeye çalışıyordum ama içim soğuktu. Dışarıda bile bu kadar üşümemiştim.

Sıcak parmaklar yanağımı severken daha çok sırnaştım, ''Ambrose..?''

''Buradayım...'' fısıldadı. ''Sandıkta kıyafetler var.''

Tenimin alışması için zaman gerektirecek yeni bir kumaş ''istemiyorum.''

Şöminedeki odunların seslerini duyuyordum ama kemiklerim donuyordu. Kendi elim kendi cildime değince içim gidiyordu. O arkamdaydı ben ise parmaklarındaki sıcaklık için kıvranıyordum. Onu görebilmek için döndüm, oda o kadar sıcak olmalıydı ki saçlarım çoktan kurumuştu. Ben ise tir tir titremeye devam ediyordum.

''Çok mu üşüyorsun?''

''Sen sıcaksın...'' ona o gözlerle baktım.

İç çekti, niçin bu kadar kıvrandığımı anlamıştı. Zihninde kısa bir tereddüt gezindi—sonra başını salladı.

''Pekala.''

Bana sarıldı ama başımı iki yana salladım.

''Böyle değil...''

Sözlerim küçük küçük dökülse de, kendimi çok şey isterken buldum. Dayanamıyordum.

Sonunda battaniyenin altına girdi. Ona sokuldum, yüzüm göğsüyle boynu arasına yerleşti. Neredeyse üzerine tırmandım, bedenine sığınır gibi. Sıcacıktı... Başta bana dokunmadı, ama ben daha çok sırnaştıkça elleri sırtımda yerini buldu, beni sabitledi. Parmaklarım, üstündeki kıyafetin eteklerinde dolaşmaya başladı. İçeri girmeye, o ısıyı derinlemesine hissetmeye ihtiyacım vardı. Ambrose'un göğsüne yaslanmıştım. Nefesini duyuyordum. Düzgün, ölçülü, soğukkanlıydı. Tıpkı onun gibi. Ama ben o kadar sakin değildim. Titriyordum hâlâ. İçten içe, hâlâ.

Elleri sırtımdaydı, sabitti. Ne daha fazlasını yapıyor, ne de geri çekiliyordu. Kararsız değil, ama temkinliydi. Sanki bana dokunmanın ne kadar çok şeyi tetikleyebileceğini biliyordu.

Oysa ben, sadece ısınmak istiyordum. Aç gözlülükle ondan bu sıcaklığı çalmak ve kendi menfaatim için onu kullanmayı arzuluyordum.

Kollarının arasına daha çok sokuldum, bacaklarımı onun bacaklarına doladım. Üzerimdeki havlu gevşemeye başlamıştı, ama ben umursamadım. Başımı biraz yukarı kaldırdım, boynuna yaklaştım. Teninden yayılan sıcaklık cildime doluyordu. Parmaklarım onun göğsünü kaplayan kumaşı sıyırdı. İncecik bir kumaş... Altında yatan sıcaklığı engellemeye yetmiyordu.

Hâlâ tek kelime etmemiştik.

Sırtıma bastıran eli biraz daha sıkıldı. Nefesi değişti—çok hafif ama fark ettim. Benim için bu sadece sıcaklıktı. Yakınlıktı. Kendime geldiğimi hissettiğim tek yer orasıydı şu an. Ama onun için bu, sınır demekti.

"Yeterince ısındın mı?" diye sordu.

Sesi her zamanki gibiydi. Sakin. Ama biraz daha boğuk.

"Hayır," dedim hemen. Cevabım fazla dürüst çıkmıştı. Dudağımın kenarı titreşti. Kendime kızdım. Ama yine de çekilmedim. Hatta biraz daha yaklaştım. Boynuna dudaklarımın kıyısı değdi. Bilerek yapmadım. Belki biraz yaptım. Belki...

Ambrose hareketsiz kaldı. Gerginliğini hissettim. Parmakları battaniyenin kenarını kavradı ama yine de beni itmedi.

"Deyanira..."

İsmimi böyle söylediğinde her şey olduğundan daha gerçekti. Kendimi unutur gibi oldum.

"Üşüyorum," dedim tekrar. Ve biraz daha üzerine yaslandım.

Belki çok bencilceydi. Belki o anlık sıcaklığa, güvenlik hissine muhtaç oluşumun bahanesiydi. Ama onun yanında, onun dokunuşunda bir sığınak vardı. Ve ben o sığınağı hoyratça tüketiyordum ısınmak için. Ambrose'un gözlerini görmedim ama nefesini tekrar duyduğumda içinde başka bir şey vardı. Bastırılan bir şey. Uzun süredir tuttuğu bir dürtü, bir kıvılcım. Ama bastırmaya devam etti. Beni sarmaya, beni korumaya devam etti.

Oysa ben, koruma istemiyordum. Yanmayı istiyordum. Sıcaktan yanmak...

Celestialxi
Nini

Creator

Comments (0)

See all
Add a comment

Recommendation for you

  • Silence | book 2

    Recommendation

    Silence | book 2

    LGBTQ+ 32.8k likes

  • Touch

    Recommendation

    Touch

    BL 15.7k likes

  • Silence | book 1

    Recommendation

    Silence | book 1

    LGBTQ+ 28.2k likes

  • Blood Moon

    Recommendation

    Blood Moon

    BL 47.9k likes

  • Secunda

    Recommendation

    Secunda

    Romance Fantasy 43.7k likes

  • Primalcraft: Scourge of the Wolf

    Recommendation

    Primalcraft: Scourge of the Wolf

    BL 7.3k likes

  • feeling lucky

    Feeling lucky

    Random series you may like

The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe
The Death Bringer upon Her Husband | Türkçe

420 views2 subscribers

Kan üzerine kurulmuş bir imparatorlukta, kehanetler savaştan bile daha tehlikelidir. Çünkü bazen dudaklardan dökülen acımasız birkaç söz, bir insanın bütün hayatını mahvedebilir. Ve belki bir gün, onun yalnızca tek bir fısıltısı bile peşinizi bırakmayan bir kâbusa dönüşebilir.

Deyanira Alisya Selene, daha doğduğu anda lanetlenmişti.

Bu dünyada kadınların birden fazla çocuk dünyaya getirmesi imkânsız kabul edilirdi. Çok eşlilik, kadınların yalnızca varis doğurmak ve kocalarına hizmet etmek için var olduğunun sessiz bir kanıtıydı. Fakat Deyanira yalnız doğmamıştı.

Bir ikizi vardı.

Ne var ki insanlar için lanet olan oydu; erkek kardeşi ise ailenin altın çocuğuydu. Kim, uğursuz bir cadı olarak damgalanmış bir kadınla evlenmek isterdi ki?

En azından herkes böyle sanıyordu.

Toplumun korktuğu, kaderin yüz çevirdiği Deyanira'nın yolu; ölümsüz Tanrı'nın iradesiyle, kendisini imparatorluğun acımasız Veliaht Prensi ve Yüce Generali ile yapılan siyasi bir evliliğin içinde buldu. Soğukkanlı dehası, merhamet tanımayan otoritesi ve ardında sürüklediği karanlık gölgelerle krallıkların bile çekindiği bir adam…

Şimdi ise kaderin tahtına oturan yeni Prenses'in önünde tek bir soru vardı:

Kendisine biçilen laneti kabul edip sessizce solup gidecek miydi… Yoksa bir zamanlar kendisinden korkan dünyaya, asıl korkmaları gereken kişinin kim olduğunu mu gösterecekti?

***

Kendi yazdığım novelin İngilizce ve Türkçe çevirisini birlikte paylaşmaktayım.
Subscribe

19 episodes

Bölüm 16

Bölüm 16

8 views 1 like 0 comments


Style
More
Like
List
Comment

Prev
Next

Full
Exit
1
0
Prev
Next